Yazık ve Günah Kavramlarının ışığında beyin

Konuşurken bazen yazık, bazen günah kavramalarını kullanırız. Karpuzun yere düşmesi sonucu patlayıp dağılmasına yazık derken, ekmeğin yere düşüp dağılmasına acaba neden günah deriz? Ya da kazandığımız parayı harvurup harman savurmaya yazık değerlemesini kullanırken, o parayı kazanmak için harcadığımız emeğe acaba neden günah deriz? Aslında biliyoruz ki, günah ya da yazık sözcüklerini kullanırken ayrımcı faktör olarak nesnelliğe, ya da manevi değerliliğe önem vermekteyiz. Eğer manevi değer verilen unsurların kötü, eksik ya da hatalı kullanılması bahis konusu ise günah sözcüğünden; kavun, karpuz, tahta gibi manevi değeri olmayan nesneler bahis konusu ise yazık sözcüğünden yararlanırız. Bu ifadelerle günah ve yazık sözcüklerinden; bir ayrım yapılmaksızın, her hangi bir şeyin kötü kullanılmasını dile getirmek için yararlanıldığı anlaşılmaktadır. Doğaldır ki, beyin de; eksik, hatalı ya da yanlış kullanılan bir organ haline her zaman getirilebilir. Öyle ise İNSANIMSILIKTAN kurtulmanın, yani beyni özgür düşünebilme gücüne sahip kılmanın yolları olması gerekir ki; bu suretle kişi kendini, onu yanlış, eksik ya da hatalı kullanarak günah işlemekten, ya da yazık etmekten alıkoyabilsin.

İnsan, çevresini hiçbir zaman dikdörtgen veya kare vs. şeklinde göremez. Daima bir dairenin içinde olmak zorundadır. Örneğin, iki kolunu yana açtığını düşündüğümüz bir insanın, iki kolunun birleşmesinden meydana gelen uzantının tam orta noktasındaki kafayı merkez, açılmış kollarını da çap kabul edersek, kendi etrafında dönerek 360°’lik bir açıyı oluşturduğunu görebiliriz (şekil 1). Kolları açık vaziyette duran bir kişinin, başını çevirmeden gözlerini sağ ve sol ellerinin parmak uçlarını görebilecek şekilde hareket ettirdiğini düşünürsek, bu hareketinin bir yarım daire çizdiğini anlamamak mümkün değildir.

Şekil 1’de görüldüğü gibi kişinin ön tarafında bir yarım daire (180°), arka tarafında da ikinci yarım daire (180°) oluşmakta ve insanoğulu ikisinin toplamı olan 360°’lik bir alan içinde yaşamaktadır. Dolayısıyla insanoğulu, bütün iletişim ve etkileşimlerini bu 360°lik çevre içinde kurma olanağına sahip bulunmaktadır. Bunun anlamını ise insan beyninin; 360°lik bir alan içerisinde algılayabilme, fark edebilme ve yorumlayabilme gücüne sahip olduğudur. Bunun aksini düşünmek mümkün değildir. Bu suretle daire merkezinin, 360°lik bir alanda ve eşit uzaklıktaki sonsuz izdüşümleri ile çemberi meydana getirdiği ve 360°lik bir alandaki sonsuz noktaların eşit uzaklıkta, tek bir noktayı oluşturmak üzere üst üste bindirdikleri yoğun izdüşümlerinin ise, merkezi oluşturduğu ortaya çıkacaktır. O halde dairenin merkezi, kendisinin sonsuz görüntülerinin oluşturduğu çemberi ve çemberi meydana getiren sonsuz miktardaki noktaların ise, tümünün eşit uzaklıkta üst üste binerek tek noktayı, yani merkezi oluşturduğunu düşünmek mümkündür. Öyle ise kişinin kafasının merkez, farkına varıp algılayabildiği her şeyin yaşam çemberi üzerindeki noktaları oluşturduğu düşünülürse, herkesin kendi kafası kadar hayatı gördüğü, anladığı ve farkına vardığı ortaya çıkacaktır. Bu nedenle kişinin kendi kafası ile dünyayı seyretmesinin, algılamasının ve anlamasının doğallığını inkar etmek mümkün olamayacaktır. Oysa insanoğlu, doğumuyla birlikte kendisine öğretilen ya da kazandırılan ölçeklerden oluşan görüş açısı, bakış açısı ya da hayat görüşü adını verdiğimiz açıdan dünyaya bakma esareti içine sokulmaktadır. Böylece kişi, yaşama kendi görüş açısıyla bakmak, ya da yorumlamak zorunluluğu içine girmektedir ki, bu 360° - X° = eksik, yanlış görüş ya da yorum sonucunu ortaya çıkarır. Öyle ise insanoğulu, her karar ve düşünüşünde beynini eksik, hatalı kullanmakta, hayatı boyunca devamlı yazık yapmakta, ya da günahkâr olmaktadır. O halde insanoğulu, her karar ve düşüncesinde hatalı olduğu bilincine ulaştığı anda gelişmiş insan sınıfına girecektir. Şekil 2’de görüldüğü üzere kişide oluşturulan X görüş açısını meydana getiren ölçekler fizik, kimya, biyoloji, matematik vs. gibi doğal nitelikli olanlarla; ahlak, örf, adet, dürüstlük, namus vs. gibi yapay nitelikli olanlar şeklinde ayırıma tabi tutulabilir.

Dolayısıyla yapay ölçekler, bir anlamda bulundukları topluma göre nitelik kazandıklarından, dünyanın herhangi bir yöresinde yaşayan bir kişinin ölçek olarak kullandığı namus kavramı ile, bir başka yörede yaşayan bir kişinin kullandığı namus ölçeği elbette farklı olacaktır. O halde; bir kavramın değer ölçüsü olarak kullanılmasından çok, onun 360°lik bir alanda ve değişik açılarda, çeşitli yorumsal anlamlar kazanabileceği gerçeğinin kabullenebilmesi önem taşımaktadır ki; bu, gelişmiş bir beynin niteliğidir. Örneğin, seksin iyi, kötü, ahlaklı, ahlaksız olarak düşünülmesinden çok “ne, ne zaman, nasıl, nerede, kim ve niçin?” sorularının açtığı açılardan ele alınıp farkına varılması önemlidir. Ancak bu suretle, bir konunun birbirine taban tabana zıt olan yorumlarının, 360°lik bir düşünce açısı içinde birbirlerine eş haklılık ve değerde olduklarının farkına varılabilir. Şekil 3 bu hususa matematiksel bakışla yaklaşmayı kolaylaştırmakta ve düşünceleri daha rahat düzenlemeye yardımcı olmaktadır. Şöyle ki: birbirine zıt anlam taşıyan X açısı X’ yayını, Y açısı da Y’ yayını gördüğünden ve ters açılar birbirine eşittir prensibine uygun olarak X açısı=Y açısı olacak ve X’ yayı (yorumu) Y’ yayına (yorumuna) eşit haklılık ve doğruluk niteliği taşıyacaktır. Öyle ise, bunlardan sadece birini taraflı ve inatçı olarak tercih etmek ve yalnız o açıdan çevreye bakmak yerine, ikisinin birbirlerinin tamamlayıcı niteliklerini bulup X+Y açıları toplamından, ya da karışımından çevreye bakmak (şekil 4), gelişmişliğin kendisi olacaktır ve böyle bir beyin sahibinin üçüncü gruba girmeye lâyık olduğunu söylemek gerekecektir.

Konuya biraz daha açıklık getirebilmek için, daha canlı ve genel bir örnekten yararlanmakta fayda vardır. Varsayalım ki, bir kızın evlenmek istemesine karşı baba hayır demektedir. Böyle bir durumun şekilsel görüntüsü Şekil 5/1, 5/2, 5/3’de olduğu gibi belirginlik kazanacaktır.


X evlenme hakkında babanın görüş açısı, X’ ise bu konuda babanın yorumu (Hayır Evlenmeyeceksin.)

Y kızın görüş açısı Y’ kızın yorumu (Evet Evleneceğim.)

Babbaın X’ yorumuna, X görüş açısını oluşturan tecrübe ve bilgi ölçeklerinin çoğunlukta, duyguların azınlıkta olduğu AKILCILIK, kızın Y’ yorumuna ise, Y görüş açısını oluşturan soyut ölçeklerin çoğunlukta, tecrübe ve hayata ilişkin yaşanmış bilgi ölçeklerinin azınlıkta olduğu DUYGUSALLIK hakimdir. Böylece aklın hayır demesi; duygunun evet'ine ters düşmektedir. Dolayısıyla bu iki kişinin anlaşması mümkün değildir. Oysa baba ile kız arasında iki durum olasıdır.

1. X açısı @ Y açışı (Şekil 5/1)

Bu olasılıkta akılcılık ağırlıklı babanın görüş açısıyla, duygusallık ağırlık kızın görüş açısı birbirlerine terstir. Ama kızın evet'i babanın hayır'ı ile eş değer haklılıktadır. Öyle ise niçin babanın dediği olmalıdır?

2. X açısı ¹Y açısına (Şekil 5/2 ve 5/3)

Akılcılık ağırlıklı babanın görüş açısı ile duygusallık ağırlıklı kızın görüş açısı birbirlerine ters ve eşit olmayan değerdedirler.

Bu olasılıkta;

a) X açısı > Y açısına (Şekil 5/2).

Yani babanın haklılığı;
X açısı – Y açısı =a kadar fazladır ve geçerli nedenleri vardır.

Ancak kızın duygularını yok farz etmek mümkün değildir. Bu durumda gelişmiş bir baba için haklı nedenlerinde (a  kadar) kızını ikna etmek görev ve zorunluluğu ortaya çıkarmaktadır.

b) X açısı < Y açısından (Şekil 5/3).

Yani kızın haklılığı;

Y açısı - X açısı = b kadar fazladır ve geçerli nedenleri vardır.

Bu durumda da, gelişmiş bir babanın ( b  kadar) kızını anlama görev ve zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Ama nedense baba, her şeye rağmen makam ve otorite gücünü ortaya koyarak, daima ilk el üstünlüğünü sağlama çabasını tercih edecektir.

Dünya kuruldu kurulalı bu böyle olmuştur. Ne yazık ki, böyle de devam edecektir. Zira 360° düşünmenin felsefesini öğrenmemiş ve olaya (X açısı + Y açısı)’ndan bakmak alışkanlığını kazanamamış beyinler hayata hakimdirler. Doğaldır ki, bu hâkimiyetin sonucunda; ya kız bu kararı verenlerden hayat boyu nefret edecek; ya evden kaçacak; ya hayatına son verecek; ya da hayata küsüp içine kapanacaktır. Halbuki bu dört seçeneği gündeme getiren söz konusu ilk el hâkimiyet, 21. yüzyıl insanının sahip olması gereken evrimleşmiş beyin niteliği ile bağdaşamaz. İnsan beyni bu kadar niteliksiz, bu kadar taraflı ve bu kadar ilkel güçlerin esiri, aciz bir et parçası olmamalıdır.

Leave a reply