Yalnızlığı Öğrenmek

Yaşam zevkinin en büyük düşmanının yalnızlık olduğunu söylemek mümkündür. 20. yüzyılın son günlerinde, hayatın niteliklerini değiştiren teknoloji nedeniyle, insanoğlunun belki de en amansız ıstırabı yalnızlık olacaktır. Dolayısıyla gün geçtikçe, insanoğlunun alışık olmadığı türlerde biraz daha yalnızlaşması, onun bu tür yaşamı öğrenmesini gerekli kılmaktadır.

Çoğu zaman televizyonda ya da basında, huzur yuvalarında yaşayan yaşlı kişilerle ilişkili programlar seyreder ya da röportajlar okuruz. Tümünde de, bu kişilerin tek beklentilerinin, yakınlarınca aranmak olduğu ortaya çıkar ve yılların kıvrım kıvrım kırışık şeklinde yer aldığı çökük avurtlu, çıkık elmacık kemikli yüzlerinde, kurumuş göz pınarlarından bir iki damla yaş, kaynağının son ürünü olarak çeneye doğru süzülüp gider.

Yalnızlığın pek çok acı verdiğini inkar etmek mümkün değildir. İntiharlardan, uyuşturuculara tutsak olmaya kadar bütün yaşam olaylarının temelinde, acımasız bir yalnızlıkla karşılaşmak son derece doğaldır. Gerçekte yalnız, fiziki bir durum olmaktan öte; bir duygu, bir yorum ya da bir kabulleniş türü olmaktadır. Hatta sürekli kalabalık arasında olup, koyu bir yalnızlık çeken insanların adedinin, son derece yüksek olduğunu ortaya koyar mahiyette çeşitli çalışmalara rastlanmak mümkündür.

Ne yazık ki; yaratıcılığı öldüren, insanın kendi iç dünyasının karanlıkları arasında kaybolmasına neden olan, cesareti ortadan kaldıran, dayanma güç ve arzusunu sıfıra indiren yalnızlık duygusu ya da hastalığının tedavisini yapabilmek hiç de kolay değildir.YXalnızlık sonucu aniden bir boşluk içinde kalan, değersizleştiğini ya da gücsüzleştiğini hissederek çöken bir insanın, bu durumdan çıkarılması oldukça zor birtakım faaliyetler zincirinin gereğini ortaya koyar.

Gerçekte yalnızlık, kişinin kendisinin çevresinden koptuğunu hissetmesi, kurduğu ilişkilerine rağmen yapamaması, his ve düşüncelerinde alış verişe girememesi, ya da girişecek bir kişi bulamaması ile başlar. Yavaş yavaş derinleşerek korkularla birleşir ve yaşamı çekilmez bir yük ve eziyet haline getirir..

Yalnızlığın her insan için yıkıcı olması, elbette ki doğaldır. Uzun yıllar emek verip yetiştirdiklerinin aramalarını beklemek, iyi günlerinde dostlukları ölçülmez değerler gibi gözükenlerin, ihtiyaç duyulduğu zaman da yanında olmalarını arzulamak, elbette ki bir insan için doğal görünen duygulardır. Ancak “Konak Türü” yaşamın sona erdiği, “Kavim Türü” beraber olmanın teknolojik gelişmeler karşısında değer yitirdiği günümüzde ve gelecekte, ınsanın ruhen değilse bile, fizik olarak yalnızlaşması, önlenmesi mümkün olmayan bir durumu ortaya çıkarmaktadır.

Bu ise insanoğulunun ruhen yıkılışını ve dolayısıyla fiziken çöküşünün nedeni olmaktadır. Oysa insan, yalnızlığın temel yapısını incelemeyi becerebilir ve gerekli beyinsel ve duygusal tedbirleri alarak kendini hazırlayabilirse, gerçekte yalnız kaldığında hiçbir uyum zorluğu ile karşılaşmayacaktır.

Yakınlarımızın göçüp gitmeleri ile yavaş yavaş bir yalnız kalma duygusu içine düşeriz. Aslında her şey hücresel ilişki sonucu annemizin karnına düşmekle başlar, biz orada da yalnızızdır. Derken doğmuşuzdur ve çevremizdeki kişilere rağmen yalnızızdır, ama zamanla onların varlıklarına alışırız. Sonra evlilikler ve çocuklarımız. Sayısal artışın ve beraberliğin alışkanlığı içimizde kolaylaşır. Sonra yavaş yavaş çocuklarımız büyür, evlenir ya da başka bir sebeple yanımızdan ayrılırlar. Bu azalma tek kalmaya doğru hayat akışının başlangıcı sayılabilir ve sonuç mutlaka teklik, yani yalnızlıktır.

Öyleyse insanoğulu, şöyle ya da böyle yalnız kalacağını idrak etmelidir ve dolu dolu yaşamdan sonra bile tek kalabileceğini anlayabilmelidir. Ama biliyoruz ki, bütün bu gerçeklere rağmen yaşarken yalnız kalmamak da mümkünxdür. Bu ise sevmesini öğrenmek ve sevgi vermesini bilmekle gerçekleşebilecektir. Bu sevgiyi alanlar, mutlaka bir gün onu vererek denkleştireceklerdir.

Dileyelim ki; evrenin Yüce Yaratıcısı; insanı şöhret, makam, mal ve mülke rağmen yalnızlık içine düşürmesin ve her hangi bir zaman diliminde ve her hangi bir durumda, sevgi dolu bakışları aktaran gönüllerden uzak bırakmasın.

Leave a reply