Sevgi'nin anlamı'nı düşünmek

İnsanlığın oluşundan beri insanoğlu, yaşamının her diliminde SEVGİ’yi arar olmuştur. Bu, çoğu zaman bir özlem halinde, hayatının içinde ve onun tamamlayıcısı olarak yaşamının sonuna kadar izlemektedir. Savaşı kazananın mutluluğunda, kaybedenin üzüntüsünde, ağlayanın ya da gülenin göz yaşlarında, kavuşmanın ve ayrılmanın zamansal boyutlarında, hep sevgi ve sevgili kavramlarından söz edilir. Özellikle günlük hayatımızda, türlü olayların etkisi altında bilinçli yada bilinçsiz yaptığımız davranışlar, duygusal SEVGİ türünden anlam kazanmaktadır.

Dilimizde, İsmail Hüsrev Tökin’e göre SEVGİ, MUHABBET ve AŞK olmak üzere 3 ayrı kelime bulunmaktadır. Arapça kökten gelen MUHABBET ve AŞK’la, farsça kökten gelen SEVGİ, birbirlerinden şiddet bakımından farklı olmalarına rağmen karıştırılmakta ve hemen hemen aynı ruh hali için kullanılmaktadırlar. Muhabbet sevgiden, aşk ise her ikisinden de, şiddet bakımından daha kuvvetlidir. Bunların her üçünün de bir varlığa karşı derece derece duyulan ÖZLEM hali olarak kabul edebiliriz. O halde sevgide bir ÖZLEM mevcuttur. Ya da bir ÖZLEM’İn kendisi vardır. Gerçekte de her üçünün temelinde, egomuz ya da nefsaniyetimiz yatmaktadır. Egomuz, sevgi, muhabbet ya da aşk vasıtasıyla, belirli bir varlığa yönelmektedir. Öyle ise egonun yapısında kendisine dönük bir YARAR etkeni yatmaktadır. “Hoşlandığımız, YARAR sağladığımız için severiz ve daha fazla hoşlandığımız ya da yarar sağladığımız zaman muhabbet gösteririz.”

Bu görüş ile sevginin yapısında fayda, haz, hoşa gitme, sevinç gibi duygular yatmaktadır. Sevgi adeta bir DUYGUSAL YOĞUNLUK şekline dönüşmektedir. Ama hiçbir menfaate dayanmayan, somut bir varlığa yönelmeyen sevgilere de rastlanmaktadır. AŞK dediğimiz şekli ile bu sevgi, egoyu ve faydayı aşmıştır. Daima kendi yararına dönük olan ego, belki de madde olarak kendisini yok edecek bir kuvvetin cazibesine kapılmıştır. Bu haliyle sevgi bir duygu olmaktan çıkıp, bir bütünün parçası haline gelmiş ve bütünle birleşmiştir. Öyle ise sevgi, artık bir GÜÇ niteliği kazanmış ve bu haliyle duygulara yön veren, etkin bir kuvvet olmuştur. O halde sevgi, aynı zamanda bir KUVVET’tir. Ancak sevgiyi bu haliyle, TUTKU’lardan ayırmak gerekir. Çünkü tutkular da etkili, yönlendirici birer güç olarak ortaya çıkarlar. Bu görüşü ETİKS adlı eserinde SPİNOZA şöyle belirtmiştir: “Bir duygu olarak imrenmek, kıskançlık ve hırs, gerçekte birer tutkudur. Çünkü bunlar, insana yön veren etkin birer güç olarak insanın içindedirler.” Ancak bir güç olarak, sevgiden ayrılırlar. Zira sevgi, zorunluluk altında değil, özgürlük içinde gerçekleşebilecek bir eylemdir. Bir şeyin içinde olmaktır. Yoksa bir KAPILMAK değil, Tutku, almaya yöneliktir. Sevgi ise vermeye. O halde, sevginin yapısında VERMEK vardır. Ancak bu noktada sürekli yanılmalarla karşılaşılmaktadır. VERMEK EYLEMİ, daima bir şeyden vazgeçmek, bir şeyden yoksun kalmak, bir şeyden biri uğruna ayrılmak, ya da sahip olduğu şeye el değiştirtmek gibi çarpık anlamlar kazanmaktadır. Dolayısıyla vermek eylemi, bir yoksullaşma, bir kandırılma ya da istismar edilme görünümü kazanmaktadır. Gerçekte vermek, almaktan daha coşku vericidir. Verebilecek kadar sahip olduğunu ifade eder. Verilen, tamamlayıcı, bütünleyici, destekleyici rol oynar. O halde sevgi, BÜTÜNLÜĞÜ SAĞLAMAK, TAMAMLAMAK, EKSİKLİĞİ ORTADAN KALDIRMAK, GÜÇLENDİRMEK anlamını taşır.

Gerçek sevginin yapısında bazı temel öğeler vardır ki: bunlardan ilki İLGİ’dir. Çağımızın büyük düşünürlerinden Eric Fromm, Sevme Sanatı adlı eserinde; “Sevgi, sevdiğimiz şeyin yaşaması gelişmesi, devam etmesi için duyduğumuz etkin bir ilgidir” diyerek, sevginin kökündeki unsuru güçlü bir şekilde vurgulamıştır.

Sevgini ikinci öğesi SORUMLULUKTUR. Bu kavram, çoğu kez verilmiş bir görev, ya da dışardan yüklenmiş bir yük altındaki duygu olarak düşünülmektedir. Oysa temeldeki gerçek anlamıyla sorumluluk, gönülden gelen bir yükleme arzusu, bir ahengi oluşturma çabası, bir bütünlüğü kurma duygusu ya da karşıdakinin içinde bulunduğu ruh haline girebilme, onda parça olabilme, onu tanımlayabilme arzu ve hazzının şekillendirdiği bir yükleme olgusudur.

SAYGI, sevginin üçüncü öğesini teşkil eder. Saygı, korkmak, çekinmek demek değildir. Onu olduğu gibi görebilmek, kabul edebilmek, özellik ve niteliklerini fark edebilmek ruhsal halidir. Yapısında ve niteliklerinde bu öğeleri taşımayan bir duygusal olaya sevgi denmesi, galiba mümkün olmayacaktır.

Diyelim ki; kısacık yaşam süremizde, vatan sevgimizden müessese sevgimize, aile sevgimizden insan sevgimize kadar, kullandığımız sevgi kelimelerinin hiç olmazsa birkaçında yukarıdaki öğelerin bulunması hepimize nasip olsun.

Leave a reply