İçsel Mücadele

İnsaoğulunun tüm yaşantısı, onun kafa yapısını oluşturan kavram ve değerlerle şekillenmektedir. Kafa yapısı ise, duyu organları vasıtasıyla dış etkenler ve iç dürtülerle farkına varılan soyut ya da somut nitelikteki kalıp, veri, done, bit, ölçüt ya da sembollerden oluşmaktadır. Bir başka deyişle, kişinin kişiliğinin temeli, ya da potansiyel gücü, kendi kafasındaki ölçeklerin toplamıdır.

Daha önce doğmuş olanların kendi iç dünyalarındaki tatminsizliklerini, yada onlara bir nevi haz veren ulaşılması güç hayallerini, kısaca değerlerini, doğumlarında rol oynadıkları çocuklarına yansıtmaları, doğrusal bir düşünce olarak asırlar boyu süre gelmiştir. Bu stratejide, kişi bir yandan doğanın kendisine aşıladığı doğal menfaatlerini algılarken, bir yandan da kendi dışındaki çevrenin ölçeği içine sokulmuş yargılarla şekillenen göreceli menfaatleri, itirazsız, kabullenmek zorunda kalmaktadır.

Her iki halde de, gerçek bir özgürlükten bahsedebilmek mümkün değildir. Çünkü kişi, belli bir zaman devresini aşıp, içinde bulunduğu durumu analiz edebileceği çağa ulaştığı anda, analiz yapabilme sansını kendisini bağlıyan kalıpsallıkta yitirmekte ya da analiz yapmaya kalktığı an, dış çevresi ile ters düşer hale gelmenin doğuracağı zarar korkusu karşısında, vazgeçmektedir. Oysa zaman değişmekte, toplum ve birey yeni yeni etkenlerin hedefi olmakta ve basıncı altına girmektedir. Analiz gücü, düşünme gücü zayıflatıldığı ya da menfaatlerin zarar görme tehlikesi ortaya çıktığı an, insanoğulunun yaşamını çevresinin tabii kabulü doğrultusunda idame ettirmekten başka çaresi kalmamaktadır. Gerçekte insanın kendisine yönelip sahip olduğu potansiyelinin, öz cevherinin farkına vararak, uygun ve doğru ikilisini birlikte idrak etmesi, dünyaya geliş ve gidişteki sırrı bulmada bir gereklilik olmaktadır. Böyle bir çaba, kişinin iki cephede savaşmasını lüzumlu kılmaktadır : İçsel, kendisi ile; dışsal, dış çevresi ile. Ancak rastgele yapılacak bir savaşın zaman ve emek kaybından başka bir mana taşımayacağı, yüzyıllardan beri gelen binlerce örnekte görülebilir.

Öyle ise bu savaş ve çabanın, istemsel bir nitelik kazanması doğal bir sonuç olarak düşünülebilir. Zira kainatın makro sonsuzluğundan, hücrenin mikro sonsuzluğuna doğru bir düşünüş doğrultusunda, münakaşası mümkün olmayan bir sistem, bir hesap inceliği mevcuttur.

Dolayısıyla hiçbir şey, bu mükemmel sistemin nitelikleri dışında bir vasıf ya da eğilim göstermez. Her sapma, mutlaka büyük dengenin dışına çıktığı oranda, büyük dengenin disiplininde yok olmaya mahkûmdur. O halde kişinin kendi öz cevherlerine dönüşünün, farkına varışının, ya da gerçeği araştırışının da bir sistemi olması gerekecektir ki; kişi hazırlıklı olarak, hazmederek, içsel gücünü oluşturan kaynakları heba etmeden, bu savaşında başarıya ulaşabilesin. Esasen içsel mücadele bu çalışmaları yapacaklara sistemsel bir yöntemle, kademe kademe, doz doz gerçeğe varmalarını, bir armoni içerisinde fark etme yetilerini geliştirmelerini ulaştıkları her nokta ve kademede kalıplarından kurtulup, kazandıkları özgür düşünce gücü ile şok geçirmemelerini, beyinlerinin üstüne geçmelerini ve kendilerini aşmalarını öğretiyor ki; çatışma yerine barış, kin ve nefret yerine sevgi, parçalanmak yerine bütünleşmek mümkün olabilsin.

Dileyelim ki; içimizle mücadeleyi öğrenmeden, dışımızla mücadele etmek şansızlığına kurban olmayalım. Ve böyle bir sabır gücünü kısa zamanda kazanalım.

Leave a reply