Hamlıktan Tamlığa

Doğaldır ki; öğrenilen her şey, herkesin her zaman işine yaramayabilir. Bazen kader, bazen şans bazen de aklın niteliği, öğrenilenlerden yeteri kadar yararlanma fırsat ve imkânını insana vermeyebilir, ya da hiçbir ölçünün içinxe sığmayacak kadar bonkörce davranır ve insan bu iki ekstremin arasına sıkışıp kalır. Ancak ne kadar ilginçtir ki; insanlar başarılı oldukları zaman zafer, paye kendilerine aittir de, başarısızlıklarında sorumluluğu yükleyecek bir sebep araştırırlar. Eğer hiçbir sebep bulunamıyorsa ya da icat edilemiyorsa, o zaman bütün kabahatli, şans - kader ya da kısmet olmaktadır. Oysa hayat bir bütündür. Başarı ya da başarısızlıklar, aynı bütünün parçalarıdır. Yeter ki insanoğulu, başarılarındaki akıl ve zekâsını, başarısızlıklarında da kabûl etmek gelişmişliğini öğrenebilsin.

Bu bir denge; bir olgunluk; bir kemâle erme sorunudur. Bu bir insanlaşma sürecidir. Ya da insan şekil ve kılığında doğmuş olmaya rağmen, İNSANLAŞMA’nın aşamaları derecesidir. Yoksa her şey başlangıçta hamdır, yozdur, şekilsizdir ya da niteliksizdir. Tıpkı ocaktan çıkarılan taş parçalarının şekilsiz, eğri büğrü oluşu gibi.... Ama bu taşlar, sonraları inşaatta kullanılacak diğer taş parçaları ile uyumluluk, uyarılılık ya da ahenklilik içine sokulurlar. İnsan toplulukları da bir bina, bir duvar ya da bir inşaat olarak düşünülebilir. O halde insanlar, bu inşatta kullanılan taşlar olacaklardır ve her biri ya niteliksiz, bozuk, ya da sağlam bir inşaat oluşturacaklardır. Bu inşaat bir aile, bir sosyal dernek, bir millet ya da ülke olabilir. Öyle ise bütünü oluşturacak her parça, kendine şekil veren dış etkilerin yanı sıra, kendi kendisini de geliştirmekle sorumlu olmalıdır. Zira insanın dışında hiçbir canlı; bu güce, şansa ya da imkâna sahip değildir. Belki de bu niteliğini kullanabilene, insanlaşma mücadelesini kazanmış canlı demek, daha uygun olacaktır. Bu ise bir gelişmişlik belirtisidir. Kendini aşma çabasıdır. Kendini anlama olgusudur ki; Rudyard Kipling’in EĞER adlı şiiri, Dr. Lütfü Vural’ın çevirisi ile, arzulu olana rehberlik etmektedir.

Eğer çevredekiler seni suçladığı zaman soğukkanlılığını koruyabilirsen,
Eğer senden şüphelenildiği zaman hoşgörü ile karşılayabilir, güvenini kaybetmezsen,
Eğer bekleyebilir ve beklemekten yorulmazsan,
Eğer senden nefret edenlere nefretle karşılık vermezsen,
Eğer hayal kurabilir ama hayallerinin esiri olmazsan,
Eğer düşünebilir ama düşüncelerinin köleliğine girmezsen,
Eğer zafer ve felâket denilen iki sahtekârı da eşdeğer kabûl edebilirsen,
Eğer hayatını vakfettiğin şeylerin bir anda yıkılışlarını seyredebilip, arta kalan gücünle onları tekrar kurmaya çalışabilirsen,
Eğer, herşeyin kaybolduğunu sandığın anda kalbini, sinirlerini ve enerjini tekrar harekete geçirebilirsen,
Eğer cahillerle konuştuğun halde, faziletlerini koruyabilirsen,
Eğer krallarla dolaştığın halde, gururlanıp benliğini yitirmezsen,
Eğer insanlara değer vermeyi ve onları sevmeyi öğrenebilirsen,
Eğer, her dakikanın her saniyesini fayda ile doldurabilirsen,
İşte o zaman, dünya ve içindeki her şey senindir, sen herşeye lâyıksın,
Hatta, hatta sen gerçek bir İNSANSIN oğlum...

Ergun ZOGA

"İnsanımsılıktan Kurtuluş" kitabından alıntıdır..

Leave a reply