Doğa Yasası’nın beş temel Prensibi (DUYGA)

İran’ın Türkiye’nin batısında, Yunanistan’ın ise Türkiye’nin doğusunda olduğunu söyleyen insanın aklından şüphe ederiz. Oysa, hiç de yanlış değildir. Zira İran yönünde hep doğuya doğru gidersek mutlaka Yunanistan’a varacağımız gibi, devamlı batıya giderek de İran’a varabiliriz. O halde, Türkiye’ye göre değişebilecek bir yorum. Örneğin Ankara Adana’ya GÖRE kuzey, İstanbul’a GÖRE doğu, Sivas’a GÖRE batı, Samsun’a GÖRE güneydir. Hangisi doğrudur? Hangisi yanlıştır?

Hangisi uygundur ya da değildir? Tek bir faktöre göre hepsinin doğru ve uygun olması mümkün değildir. Ama kendi konumuna göre hiçbiri de yanlış değildir. Bir şeyin hem doğru, hem de yanlış olması da mümkün değildir? Gerçi bu düşünüş tarzları okullarda, mantık, felsefe gibi bilimsel açılardan ele alınmaktadır. Ancak, kaçımız bize verilmiş bu dersleri hâlâ hatırlamaktayız, ya da onlardan yararlanmaktayız. Oysa onları hatırlamadıkça ve onlardan yararlanmadıkça, insan kılığında doğmuş olmamız bir anlam yada değer ifade etmiyor ve yaşam tarzımızın doğru, uygun olup olmadığını belirlendirmiyor. Gerçekte de doğru nedir? Uygun nedir? Diye sorulsa cevaplandırmak mümkün olmayacaktır. Zira evren çapında, genel bir doğru ve uygunu, tek başına bulmak olanak dışıdır. O halde doğru ve uygunlar, yerel ve yöresel olmaktadır. Bu noktada belki de bir düşünce hatası yapılmaktadır. Tek başına bir DOĞRU ya da tek başına UYGUN aramak gereksiz, belki de yetersizdir. Ancak tek başlarına göreceli olan kavramlar, birlikte bir bütünü oluşturdukları zaman çok güçlü, mantıki ve değişmez bir rehber haline dönüşebilirler. Gerçekten de evrende, mevcut tüm unsurlar arasında değişmez, bozulmaz bir denge ya da başka bir söyleyişle ahenk-armoni mevcuttur.

Kitabın başında da bir kere daha belirtildiği gibi, kaçımız organlarımızın yerini değiştirmeyi düşleyip, onlara daha doğru, daha uygun ve görevlerini daha yeterli yapabilecekleri başka bir nokta bulmaya çaba göstermişizdir? Örneğin neden burnumuz yüz binlerce yıldan beri hep aynı yerde bulunmaktadır da, sırtımızın ya da popomuzun herhangi bir yerinde değildir? Ama düşünecek olursak; burnumuzun östaki borusu ile ve “N” sesini çıkarabilmek için ses telleri ve genizle ilişkisi ortaya çıkacaktır. Böyle önemli olan yalnız burun değil, sistemin sağlıklı biçimde işlemesi gerçeği belirecektir. Öyle ise buruna daha başka bir yer bulmak, galiba hiçbir zaman mümkün olmayacaktır.

Yaşam düzeninde, vücut organlarının görevsel açıdan birbirleri ile güçlü işbirliğine ihtiyaç olduğu düşünülürse burun, kulak, göz, gırtlak, ses telleri arasındaki iletişim ve etkileşimin yarattığı muhteşem armoniyi idrak etmemek ve hayran olmamak mümkün değildir.

Astromoni bilgileri açısından da aynı düşünce tarzının evrensel uygulanması mümkündür. Örneğin, güneşin dünyaya uzaklığının 145 milyon km. olduğunu söyleyenler vardır, yada ölçekleri değiştirip mesafeyi daha uzun yada kısa ifade etmek mümkündür. Ancak dünyanın, güneşe YANMAYACAK kadar UZAK, DONMAYACAK kadar YAKIN olduğunu düşünmek, mümkün olan en doğru, en uygun, en yeterli ve en gerekli mesafenin armonik dengesine düşünsel ulaşma olanağı verecektir.

Ayla dünya arasında 380 bin km. mesafe olduğu söylenir. Aslında önemli olan ayın dünya üzerine düşmeden, ya da kaçıp gitmeden dünya-ay beraberliğini sürdürmesinin bilincine ulaşmaktadır. Zira ayla dünya, yerçekimi eşittir merkezkaç, kuvvet ilişkisi ile birbirlerinden ayrılamamaktadır. Dolayısıyla ay, dünyadan kaçamayacak kadar YAKIN ve DÜŞEMEYECEK kadar UZAKTADIR. Aksi hâl ayın dünya üzerine düşmesi yada kaçıp uzayan karanlıklarında kaybolması gibi iki olasılığı ortaya çıkaracaktır ki; her ikisi de yaşamımız için felâkettir. O hâlde ayla dünya arasındaki doğru, uygun, yeterli ve gerekli uzaklık, beraberliğin devamını sağlayan bir ahengi, bir dengeyi oluşturmaktadır.

İnsan vücudunu meydana getiren ve hayatın devamı için faaliyet gösteren hücreler de doğruluk, uygunluk, yeterlilik ve gereklilik prensiplerine bağlı yaşamak zorundadırlar ki, sağlık denen armonik denge ortaya çıkar. Aksi halde hücrenin, görevlerini yerine getirirken, bireysel denge (homostatis) disiplinini bozup kendi gönlünce disiplinsizleşmesi, kanseri meydana getirir. Kanserleşen bir hücrenin ise bütünü yok olmaya götüreceği bir gerçektir. Ayrıca tüm hücreler arasında bulunması gereken genel dengenin (Ultrastabilite) bozulması halinde, savunma mekanizmasının iflas edeceği ve AİDS denilen ölümcül yolun açılacağı da bilinen gerçeklerdendir.

Rakamlara DOĞRU basılıyorsa, kapasitesine UYGUN kullanılıyorsa, çalışması için YETERLİ gücü, enerjisi varsa ve GEREKLİ sistemsel bağlantılar sağlamsa, bir hesap makinesinden olumlu şekilde yararlanılabilir. Aksi durumda, rakamlara yanlış basmalar, kapasite dışı çalıştırma çabaları, enerjinin azalmış ya da tükenmiş olması, makinedeki bozukluk sağlık neticelerin alınmasına imkan vermeyecektir.

Bilgisayarcılıkta da AYNI TEMEL prensipler geçerlidir. GEREKLİ olan DOĞRU veriler, YETERLİ nitelikte, programa UYGUN tarzda verilmedikçe çıktıların sağlıklı bir şekilde elde edilmesi mümkün olmayacaktır.

Bütün bu ifadeler kâinatın temel yasasının altındaki DOĞRU, UYGUN, YETERLİ ve GEREKLİ ana dinamiklerinin beraberliğinden oluşan AHENGİ, dengeyi (DUYGA) ortaya çıkarmaktadır.

Denge sükûnettir. Denge huzurdur. Denge mutluluktur. Denge başarmaktır. Aksi halde doğru olmayan uygunların, uygun olmayan doğrular kadar yararsız olacağı, gereksiz olan doğru ve uyguların ise hiçbir işe yarayacağı, hele dozu tutmamış, kıvamını bulmamış, yetersizlik içindekilerin ise her hangi bir sonuca ulaşamayacağı bir gerçektir. Dolayısıyla bu gerçekleri idrak edememiş beyinlerin güdümündeki hayat, boşu boşuna yitirilmiş ya da tüketilmiş bir zaman dilimi olacak ve çok güclü, çok zeki, çok akıllı görünmelerine karşın zaaf dolu beyinler, dört ayaklılardaki benzerleri gibi, bir et parçası olma niteliğinden kurtulmayacaklardır.

Leave a reply