Çocuk

Hemen hepimiz çocuk kelimesinin neyi anlattığını gayet iyi biliriz ve bu kelimeyi çok rahatlıkla kullanmaktan hiç çekinmeyiz, ancak çocuğun tabiatı ve ihtiyaçları hakkında son derece cahil olduğumuzun bilincinde de değiliz. Hiç kimse bizi, bu minicik varlığı anlayabilmemiz için hazırlama zahmetinde bulunmamıştır. Kendi arzularımızın tatmini, ya da kendimizi ekonomik güvenceye kavuşturmak için yapmış olduğumuz evlilikler, bizi aniden bir canlı ile karşı karşıya bırakıvermiştir.

İlk dokuz aylık hamilelik devresinde anne ya da baba olarak duyduğumuz, bir canlının dünyaya getirilişindeki aracı olma hazzı, bu canlı ile irtibatımızı kuran ilk olgulardır.

Gerçekte de çocuğu iyi tanımaktan ne yazık ki uzağızdır. Çünkü onun aklından geçenleri, iyi ifade edemediği duygularını, belirgin bir şekilde ortaya atamadığı için kavramak zordur. Onu genelde ağlayışları ile anlamaya çalışmak gibi basit bir yöntemden yararlanmak durumundayızdır. O minicik varlık, kelimelere bizim verdiğimiz anlamı aynı güçlükte verme şansında değildir. Kendisine mani olan hareketleri kavranmasına da olanak yoktur.

Biz, çocuğu gerçekten iyi tanımamaktayız. Çünkü o bizden çok farklıdır. Ona küçültülmüş ve bize benzeyen bir insan, fakat daha gelişmemiş bir varlık gözü ile bakmaktayız. Onun dünya görüşünün, bizim gibi mantık kalıplarından oluştuğunu zannederek, bizim istediğimiz tarzda hareketini beklemek, ona yapılacak işkencelerin her halde en büyüğü olmaktadır. Aslında çocuğun, bir yetişkine anlamsız görünecek nitelikte düşünmesi ve davranmasını anlamak gayretini sarf etmemek, her halde 20. yüzyılın 4. çeyreğindeki anne ve babaları için hoş görülecek bir meziyet değildir.

İnsanoğulu bütün bilgisine, tecrübesine ve beyinsel gelişmesine rağmen, hala çocuğunu anne-baba gözlüğü ile görmek gibi bir hata işlemek durumundan kurtulamamıştır.. Oysa, annelik ve babalık unvanlarını taşımak ve bu hazzı tatmak için çocuğa muhtaç olduğumuzu hala fark edememişsizdir. Acaba annelik ve babalık bir çocuk sahibi olmak mıdır? Yoksa bir canlının dünyaya gelişinde aracı olmak mıdır? Eğer insanoğulu, çocuğuna anne ve baba gözlüğü ile değil de, bir canlının yaratılmasındaki rolü olan insan gözlüğüyle bakmasını öğrenebilirse, belki ona saygı duymayı da öğrenmiş olacaktır. Çocuk gerçekte neslin devamı ve bugünün yarına yansımasıdır. Ne yazık ki, çocuk yarına yansırken, kendisine bir kişilik olarak saygı duymayanların elinde, gelişi güzel harcanan bir kaynak gibi, geleceğe yozlaşarak intikal etmektedir.

Çocuk denen minik varlığın en belirgin özelliği, içinde bulunduğu çevreye uyma zorunluluğudur. Ona sahip olanların, bilinçli ya da bilinçsiz davranış ve hareketlerle oluşturdukları ortama, o hiç itirazsız uyma eğilimini gösterir ve kendisini kuşatan bu çevreyi yavaş yavaş anlamaya ve çevrenin niteliklerini kullanmaya doğru bir çaba içine girer. Zaten çocuk hakkındaki bilgisizliğin bütün sonuçlarının başlangıcı, çocuğun bu eğilimde saklıdır.

Aslında çocuğu, bu zayıf yönü ile ciddiye almak önemlidir. Bu suretle çocuğa gelecek için nitelik kazandıracak davranışlar, söz ve hareketler, daha bir dikkat içerisinde oluşturulabilir. Devamlı olarak çevresi ile etkileşim içinde bulunan çocuk, her an faal olan bir varlıktır ve yetişkin bir insandan daha fazla enerji içinde bulunması doğal bir sonuçtur. Gereğinden fazla sakin, uslu ve az gürültülü olan çocuk, bazı kereler dikkatle üzerinde durulması gereken bir yapının belirtisidir. Çünkü tüm hareketleriyle kendi hayatını devam ettiren, kendi duygu dünyasında, kendi algı ve etkileriyle elverişli, hassas bir alıcı olarak çevremizde yaşamaktadır. Onun bu alıcılığını göz önünde bulundurarak konuşmak ve hareket etmek, doğal bir gerekliliktir. Devamlı bir değişim ve gelişim süreci içindeki çocuğun, çevresini duygusal olarak algılamakta güçlü bir yapıya sahip olduğunu inkar etmek mümkün değildir. Çevresini tüm detaylarıyla keşfeden çocuk, zannedildiği kadar basit bir yaratık değildir. Çocuğun karakteristik özelliğine ters düşen hareketler ve davranışlar, çocuğun yapısına uygun olmayan ortam, onda çok önemli eğilimlerin meydana gelmesinde rol oynayacaktır. Özellikle zihin gelişmesindeki gecikmeler, güvensizlik duygusuna kapılması, korku, sıkılganlık, ürkeklik gibi duygular, düzen bozuklukları, disipline uymama gibi çarpık bir gelişim içerisine giren çocuğun günahı, galiba içinde büyüdüğü aile ortamındaki bilgisizlikten başka birşey değildir.

Sonuç olarak denilebilir ki, çocuk; dünyaya getirilen ve çevre koşulları ile bitirilen bir eserdir. Onu anlamak, onu tanımakla mümkündür.

Gönül ister ki; yeni anne-baba olacaklar, dünyaya getirmede aracı olacakları minik yavrularının 21. yüzyılın insanı olacağını kestirebilsinler ve de daha bilinçli anne ve babalar olma başarısını gösterebilsinler.

Leave a reply